İlişkisel Ontoloji
İnsan her şeyin ölçüsüdür
(Protagoras)
İnsanoğlu neredeyse tüm düşünce tarihi boyunca zihni ile zihnine ait olmayan şey arasında esas olanın ne olduğu üzerine kafa yorup durmuş, bu entelektüel çabadan çeşitli olduğu kadar, bir o kadar da birbirine karşıt ve de birbirini tamamlayan fikir ve felsefi ekoller ortaya çıkmıştır. Genel felsefi problemler, varlık ve nesne arasındaki kavrayışlardan türeyen düşüncelerin tartışılmasından, geliştirilmesinden mütevellit olarak çözülmeye çalışılmıştır. Hemen hemen tüm Felsefi ekoller, varlık ve zihni gerçekliğin referansı ve nihayetinde de hakikatin tarifi olarak anlamaya, anlatmaya ve genel bir epistemolojik kabul ileri sürmeye meyil etmiştir.
Bu yazımda, gerçeklik kavrayışı ve hakikat arayışının varlık ve zihin arasındaki amansız ve sonu gelmez bir tartışmaya indirgendiğini, hakikatin salt özne- nesne problemi arasına sıkıştırıldığını, bu sebeple daha önemli olanın yani özne-nesne konusunda asıl meselenin, bu iki kavram arasındaki “münasebet” üzerine kurulu olduğunu, varoluşun bu bağlantı sayesinde alan ve form bulduğunu, bu hususun gözden kaçtığını ya da yeterince dikkate alınmadığını ileri sürmek istiyorum.
Yazının planı genel olarak fizik, kimya, biyoloji, psikoloji, sosyoloji, kültür felsefe ve dijital kavramlar bağlamında ele alınmıştır. Bununla birlikte ilişki gibi çok boyutlu, derin ve sofistike bir konuyu mümkün mertebe geniş bir perspektiften ele almaya çalıştım bu anlamda okurken yaşanabilecek sıkılma hallerinin benden değil, kavramın genişliğinden ve içerik zenginliğinden kaynaklandığının bilinmesini ayrıca isterim.
Fizik Teorisi ve ilişki:
Fizik malum tanımıyla evrenin temel yapı taşlarını, maddenin ve enerjinin davranışını inceleyen bir bilimdir. İlişkilerin fiziksel boyutunu anlamak için, maddenin ve enerjinin nasıl etkileşime girdiğini ve birbirleriyle nasıl ilişkilendiklerini incelememiz gerekmektedir. Madde ve enerji arasındaki ilişki, evrenin en temel ilkesi olan E=mc^2 denkleminde ifade edilir. Bu denklem, enerjinin (E) ve maddenin (m) birbirine dönüşebildiğini gösterir…Atomlar, maddenin yapı taşlarıdır ve fiziksel ilişkilerin anlaşılmasında önemli bir rol oynarlar. Atomlar, çekirdek ve çevresinde dönen elektronlar olmak üzere iki ana bileşenden oluşur. Çekirdek, protonlar ve nötronlar içerir ve elektronlar bu çekirdek etrafında dairesel yörüngelerde dönerler. Yine Atomaltı parçacıklar, atomların içinde bulunan ve atomların davranışlarını belirleyen parçacıklardır. Protonlar ve nötronlar, çekirdeğin içinde bulunan iki ana parçacıktır. Protonlar, pozitif elektrik yüküne sahiptir, nötronlar ise nötr yük taşır. Elektronlar ise, atomun çekirdeği etrafında dönen ve negatif elektrik yüküne sahip olan parçacıklardır. Bu parçacıklar arasındaki elektriksel ve manyetik etkileşimler, atomların bir arada kalmasını sağlar ve kimyasal reaksiyonlara olanak tanır. Bu şekilde, fizik bilimi atomlar arası ilişkileri ve madde-enerji etkileşimlerini anlamamıza yardımcı olur, temelde evrenin nasıl bir ilişki ağı içinde olduğunu açıklar.
Kimya Bilimi ve İlişki:
Bir bilim olarak Kimya, maddenin bileşimini, yapısını ve özelliklerini inceleyen bilim dalıdır. Maddenin kimyasal özellikleri ve bileşenleri arasındaki ilişkileri anlamak için, kimyanın temel prensiplerini göz önünde bulundurmalıyız. Fizikte olduğu gibi Kimya’da da Atomlar, araştırma alanının en temel yapı taşlarıdır ve elementlerin kimyasal özelliklerini belirlerler. Atomlar, protonlar, nötronlar ve elektronlar gibi alt parçacıklardan oluşur. Protonlar, atom çekirdeğinde pozitif yük taşıyan parçacıklardır, nötronlar ise nötr yüklüdür. Elektronlar ise atomun çekirdeği etrafında dönen ve negatif yük taşıyan parçacıklardır. Kimyasal bağlar, atomlar arasındaki etkileşimleri tanımlar. İki ana kimyasal bağ türü, iyonik bağlar ve kovalent bağlardır. İyonik bağlar, bir metal atomunun elektron vermesi ve bir nonmetal atomunun bu elektronu almasıyla oluşur. Bu, iki atom arasında bir pozitif ve negatif yük farkı oluşturur. Kovalent bağlar ise, iki atom arasında elektronları paylaşarak oluşur ve genellikle moleküllerin oluşumunda rol oynar .Kimyanın diğer bir önemli kavramı da kimyasal reaksiyonlardır. Kimyasal reaksiyonlar, atomların veya moleküllerin birbirleriyle etkileşime girerek yeni maddeler oluşturduğu süreçlerdir. Bu reaksiyonlar, madde ve enerjinin dönüşümünü sağlarlar ve çeşitli kimyasal bileşiklerin oluşumunu tetiklerler. Kimya, maddenin bileşenlerinin nasıl bir araya geldiğini ve etkileşime girdiğini anlamamıza yardımcı olur. Atomlar arasındaki bağlar ve kimyasal reaksiyonlar, kimyanın ilişkiler üzerindeki etkisini gösterir, bu da doğal dünyanın anlaşılmasına katkı sağlar
Biyoloji bilimi ve İlişki:
Yaşamın temel prensiplerini ve organizmaların yapılarını inceleyen bilim olarak Biyoloji, hücrelerden başlayarak organlara ve organizmalara kadar çeşitli seviyelerde ilişkileri inceler. Hücreler, yaşamın temel yapı taşlarıdır ve organizmaların temel birimidir. Hücreler, birbirleriyle ve çevreleriyle sürekli etkileşim halindedir. Hücreler arası ilişkiler, organizmaların büyümesi, işlevleri ve çevresel uyumları için önemlidir. Organlar, birbirleriyle bağlantılı ve koordineli bir şekilde çalışarak organizmaların yaşamını sürdürmesini sağlarlar. Organlar arasındaki ilişki, vücudun farklı sistemlerinin bir arada çalışmasını içerir. Örneğin, sindirim sistemi, alınan besin maddelerini sindirir ve enerji üretmek için diğer sistemlere iletilmesini sağlar.Sinir ağları ve beyin-vücut ilişkisi, biyolojinin önemli bir alanını oluşturur. Sinir sistemi, organizmanın çevresinden gelen uyaranları algılar ve bu uyaranlara tepki verir. Beyin, bu uyaranları işleyerek organizmanın hareketlerini ve davranışlarını koordine eder. Sinir hücreleri arasındaki bağlantılar, karmaşık sinir ağlarını oluşturur ve bu ağlar, vücudun iç ve dış faktörlere tepki vermesini sağlar. Biyoloji, organizmaların yapıları ve işlevleri arasındaki ilişkileri anlamamıza yardımcı olur. Hücrelerden organlara, sinir sisteminden beyin-vücut ilişkisine kadar, biyoloji bize yaşamın karmaşıklığını ve organizmaların çevresel etkileşimlerini açıklar.
Psikoloji bilimi ve ilişki:
Bir bilim olarak Psikoloji, insan davranışlarını, düşüncelerini ve duygularını inceleyen bilim dalıdır. İnsanların zihinsel süreçlerini ve sosyal etkileşimlerini anlamak için, psikoloji id, ego ve süper ego gibi kavramları kullanır ve sosyal çevrenin bu süreçlere nasıl etki ettiğini inceler. Freud'un yapılandırdığı id, ego ve süper ego kavramları, psikolojinin temel taşlarından biridir. İd, içgüdüsel dürtüleri ve anlık tatmin arayışını temsil eder. Ego, gerçeklik ilkesine göre hareket eder ve içgüdüler ile dış dünya arasında denge sağlamaya çalışır. Süper ego ise, toplumsal normları, değerleri ve vicdani ilkeleri içerir ve bireyin toplum tarafından kabul görmesini sağlar. Bu üç bileşen arasındaki denge ve etkileşim, bireyin davranışlarını ve duygularını şekillendirir. Psikoloji, bireyin içsel dünyasıyla dış çevresi arasındaki ilişkiyi de inceler. Sosyal çevre, bireyin yetiştiği kültür, ailesi, arkadaşları ve toplumun genel normlarından oluşur. Bu çevre, bireyin davranışlarını, inançlarını ve değerlerini etkiler ve şekillendirir. Örneğin, bir bireyin ailesi ve arkadaşlarıyla olan ilişkileri, onun kişilik gelişimini etkiler ve sosyal kimliğini şekillendirir. Psikoloji, bireyin iç dünyası ile sosyal çevresi arasındaki ilişkiyi anlamamıza yardımcı olur. İd, ego ve süper ego gibi içsel süreçlerin yanı sıra, sosyal çevrenin bireyin davranışları üzerindeki etkilerini de değerlendirir. Bu şekilde, psikoloji, insan davranışlarının ve ilişkilerin karmaşıklığını anlamamıza katkı sağlar.
Sosyoloji ve İlişki:
Bir bilim dalı olarak Sosyoloji, insanların toplumsal yapılarını, kurumlarını ve ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır. Sosyoloji, bireyler arasındaki sosyal ilişkileri, grup dinamiklerini ve uluslararası ilişkileri anlamak için çeşitli teoriler ve kavramlar kullanır. Sosyal ilişkiler, bireyler arasındaki etkileşimlerin ve bağların incelenmesini sağlar. Arkadaşlık, aile, iş ortaklığı gibi çeşitli sosyal ilişki türleri, insanların birbirleriyle olan etkileşimlerini ve bu etkileşimlerin sonuçlarını belirler. Sosyal ilişkilerin incelenmesi, bireylerin davranışlarını, kimliklerini ve yaşam tarzlarını etkileyen faktörleri anlamamıza yardımcı olur. Uluslararası ilişkiler ise, ülkeler arasındaki etkileşimlerin ve ilişkilerin incelenmesini sağlar. Diplomasi, ticaret, göç gibi çeşitli faktörler uluslararası ilişkilerin önemli bileşenleridir. Uluslararası ilişkilerin incelenmesi, küresel politika, ekonomi ve kültür alanlarında anlayışı derinleştirir ve uluslararası toplumun karmaşıklığını açıklar. Sosyoloji, toplumun yapısını ve işleyişini anlamamıza yardımcı olur. Sosyal ilişkiler ve uluslararası ilişkilerin incelenmesi, insanların toplum içindeki konumlarını, etkileşimlerini ve bağlantılarını anlamamıza katkı sağlar.
Küreselleşme Kavramı:
Küreselleşme dünyanın farklı bölgeleri arasında ekonomik, sosyal, kültürel ve politik ilişkilerin giderek artması ve derinleşmesi sürecidir. Küreselleşme, iletişim ve teknoloji alanındaki gelişmelerle birlikte, dünya çapında bağlantıların ve etkileşimlerin artmasını sağlar. Web ağları ve dijital dünya, küreselleşmenin temel bileşenlerindendir. İnternet ve dijital teknolojiler, dünya genelinde insanların birbiriyle bağlantı kurmasını ve bilgi alışverişi yapmasını sağlar. Web ağları, sosyal medya platformları, e-posta, video konferans gibi araçlar aracılığıyla insanlar dünya çapında iletişim kurabilir ve etkileşimde bulunabilirler. E-ticaret ise, küreselleşmenin ticaret alanındaki yansımalarından biridir. İnternetin yaygın kullanımıyla birlikte, şirketler ürün ve hizmetlerini dünya çapındaki müşterilere sunabilirler. E-ticaret platformları, insanların farklı ülkelerden ürünleri satın almasını ve satmasını kolaylaştırır, böylece uluslararası ticaretin artmasına katkı sağlar. Küreselleşme, dünya çapında ekonomik entegrasyonu ve kültürel etkileşimi artırır. Farklı ülkeler arasındaki ticaretin ve iletişimin artması, kültürel değişimleri teşvik eder ve küresel bir kimlik oluşumuna katkı sağlar.
Sanat, iletişim ve İlişki
Sanat genel olarak, insanların duygularını ifade etme ve düşüncelerini aktarma biçimi olarak tarif edilir. Sanat, sanatçı ile izleyici arasında derin ve anlamlı ilişkilerin kurulmasına olanak tanır. Sanat eserleri, sanatçının iç dünyasını yansıtır ve izleyicilerle etkileşime girerek farklı duyguları ve düşünceleri uyandırır. Sanat eserleri, sanatçı ile izleyici arasında bir köprü oluşturur. Sanatçı, eserlerini yaratırken kendi deneyimlerini, duygularını ve düşüncelerini yansıtır. İzleyici ise, bu eserleri deneyimlerken kendi duygularını ve düşüncelerini yorumlar. Bu süreç, sanatın kişisel ve toplumsal anlamını oluşturur ve izleyici ile sanat eseri arasında derin bir bağ kurulmasını sağlar. Sanat aynı zamanda toplumlar arasında da ilişkilerin kurulmasına yardımcı olur. Sanat eserleri, kültürel ifadeleri ve değerleri yansıtarak farklı toplumların birbirleriyle etkileşimini sağlar. Örneğin, bir ülkeden diğerine taşınan sanat eserleri, farklı kültürler arasında anlayışı artırabilir ve ortak bir dil oluşturabilir. Sanat, insanların duygusal ve entelektüel dünyalarını keşfetmelerine olanak tanır ve ilişkilerin derinleşmesine katkı sağlar. Sanatçı ile izleyici, sanat eserleri aracılığıyla duygusal bir bağ kurar ve farklı dünyalara açılırlar. Bu sayede, sanat, insanların birbirleriyle ve dünyayla olan ilişkilerini derinleştirir ve zenginleştirir.
İletişim, insanlar arasında duygu, düşünce, bilgi ve fikir alışverişi yapma sürecidir. İletişim, insan ilişkilerinin temelini oluşturur ve bireylerin birbirleriyle etkileşim kurmasını sağlar. İletişim, sözlü ve sözsüz yollarla gerçekleşebilir ve farklı amaçlarla kullanılabilir. İletişim bireyler arasında duygusal ve zihinsel bağların kurulmasını sağlar. İyi bir iletişim, karşılıklı anlayışı artırır, güveni pekiştirir ve ilişkilerin derinleşmesine olanak tanır. İletişim becerileri, bireylerin duygularını ifade etmesini, ihtiyaçlarını belirtmesini ve çatışmaları çözmesini sağlar. İletişim aynı zamanda toplumsal yapıları ve kültürel değerleri şekillendirir. İletişim araçları, kültürel ifadeleri ve normları yayarak toplumların birbirleriyle etkileşimini artırır. Dil, semboller, ritüeller ve gelenekler gibi iletişim araçları, insanların kimliklerini oluşturur ve toplumsal bağlarını güçlendirir. İletişim, iş dünyasında da önemli bir rol oynar. İşletmeler, müşterileriyle, çalışanlarıyla ve paydaşlarıyla etkili iletişim kurarak başarıya ulaşabilirler. İyi bir iş iletişimi, kurumların itibarını artırır, müşteri memnuniyetini sağlar ve iş ilişkilerini güçlendirir. Sonuç olarak, iletişim insan ilişkilerinin temelidir ve insanların birbirleriyle bağlantı kurmasını sağlar. İletişim, duygusal, zihinsel ve toplumsal düzeylerde ilişkilerin gelişmesine katkı sağlar ve bireylerin toplum içindeki konumlarını belirler
İlişkisel Ontoloji:
Galaksilerden atomlara hatta atom altı parçacıklara, canlı organizmalardan, psikolojik süreçlere, toplumsal yapılara kadar hemen hemen her alanda öncelikli olanın “ilişki” olduğu yadsınamaz bir gerçekliktir. Varlık alanı kendisini, olanı ve olabilecek olanı kozmik bir iletişim ağı üzerinde yaratır, özne ile nesneyi bir etkileşim sayesinde var eder. Böylelikle özne kendini nesnede, nesne ise kendini özne olan şeyde karşılıklı olarak deneyimler. Klasik felsefe anlayışının aksine gerçekliğin gizemi ne varlık alanında ne yokluk sahasında ne de zihin içeriklerinde yatar. Gerçeklik, zihin ve nesne arasındaki karşılıklı bir ilişkidir, bu ilişki “süreç” yardımıyla kendini tekrar eder ya da yeni bir forma kavuşturur.
Varlık, hiçlik, gerçeklik, zihin içerikleri, anlam ve hakikat kavramları bir aktarım, ontolojik bir etkileşim yani kısacası özünde bir “ilişki” meselesidir. Bu anlamda nesne zihinden izole halde, zihin de nesnesinden ilişkisiz olarak asla düşünülemez çünkü ikisi arasındaki temas ve ilgi, anlam ve hakikati yaratır. Yani felsefi anlamda bir “bağımsızlık” hali neredeyse mümkün değil. Sicim teorisinde izah edildiği üzere tüm varlık alanı titreşerek bir bağlantı alanı, yani varoluş tarzı yaratır. Kuantum dolanıklığı ve Kuantum süper pozisyonu gibi teoriler de, evrenin yapı taşlarının bir etkileşim, iletişim ve haberleşme ağı üzerine inşa edildiğini ileri sürer. Yine Kelebek etkisi teorisi, evrendeki en küçük bir etkinin başka bir deyişle değişikliğin zamanla büyük değişikliklere yol açacağını ileri sürer. Bu teoriye göre, mikroskobik bir etki kozmolojik bir değişime yol açabilir
SONUÇ:
Buraya kadar yazdıklarımdan; madde dünyasından, canlı yaşamına, canlı yaşamından psikolojik varlığa, sosyal alana kadar hemen hemen her yerde asıl olanın, gerçekliği ve hakikati yaratan şeyin kozmik bir “ilişki” ağından meydana geldiği iddiasını yeterince izah ettiğimi ve kanıtlarla desteklediğimi düşünüyorum.
Peki bu kozmik ilişki ağının bir amacı ve anlamı var mı?
Büyük patlamadan sonra kozmostaki düzen, birlik ve ahenk büyük ölçüde zarar gördü ve patlama öncesine nazaran varlık büyük bir deformasyona uğradı, bundandır ki varolan her şey kaos ve düzensizlik içerisinde “ilişki” sayesinde yeniden eski haline gelmeye çalışıyor. Tıpkı bozulmuş ve etrafa saçılmış bir puzzle parçasının, büyük resmi tamamlamak için en yakındaki diğer parçasını araması gibi…Bu manada, canlı ve madde dünyasında “ortak kozmolojik bir forma” erişmek için adı konmamış bir işbirliği, bir dayanışma olduğunu iddia etmek, sanırım yersiz bir öngörü sayılmaz. Başka bir anlatımla sanki evren bir zamanlar sahip olduğu mutlak desenini kaybetmiş ve bu nihai desenin parçalarını “ilişki” sayesinde yeniden eski haline veyahut eskine benzer olacak şekilde bir araya getirmeye çalışıyor gibi.. Bu nedenle mikrokozmozdan makrokozmoza, varlık ve zihnin sürekli bir hareket ve temas içerisinde ve bundan dolayıdır ki, bu nihai desen yeniden tamamlanmadan bu kozmik etkileşim bitecek gibi görünmüyor.
Bitirmeden hemen önce Ünlü filozof Protogaros’un yukarıda ettiği söze değinmek istiyorum. Protogaros felsefi anlamda olup biteni, “İnsan her şeyin ölçüsüdür” diyerek kendince özetlemiş. Bu makalemde savunduklarımdan ötürü kendisine katılmam mümkün değil ve onun yanıldığını düşünüyorum. Hayata dair genel geçer bir kriter, bir ölçü aramak gerekir ve bunu illa bir cümleye dökmek gerekirse, ben, “ilişki her şeyin ölçüsüdür” demeyi kendimce makul, anlamlı ve gerçekçi bir felsefi tavır olarak görürüm..