VARLIKTAN EYLEME


          Modern zamanlar öncesinde insan hayatı nispeten tek düze,  standart ritüeller içeren , buna mukabil  karmaşık ve çok yönlü olmaktan uzak,  sıklıkla gündelik pratikler üzerinden kendini  tekrar eden davranış kalıplarının yaşanmasından meydana geliyordu…Yapılacak olan şeylerin sürekli yinelenebilir olan pratik yapısı;  bir miktar sıkılma duygusu barındırsa da,  alternatiflerin sınırlı olması, sanırım insanları sıkıcı olanı, yine  sıkıcı olan şey  üzerinden aşmaya yönlendirmiş bunun neticesinde  de  insanlar zamanı, eylemleri ve doğayı bizlerden daha zengin, kaliteli ve anlamlı şekilde deneyimlemeye çalışarak sıkıcı olanının neden olduğu monotonluk hissinden uzaklaşmaya çalışmış… Geçmiş ilişkilerdeki sıcaklık, aile ve akrabalık ilişkilerindeki yoğunluk ve bağlılık,  konu komşu ve arkadaş münasebetlerindeki samimiyet;  bağla, bostanla, tarlayla dolaysız temas, iyi günlerde paylaşılan neşe, kötü günlerdeki ortak yas hisleri v.s.. tüm bu  günlük tecrübelerin  bizim zamandakilere kıyasla daha derin ve daha gerçekçi olduğu su götürmez bir gerçek…

           Bunlara nispeten teknoloji ve dijital ağlarla çevrili  olan günümüz Modern Yaşamı hızlı,  karmaşık, yoğun ve çök yönlü tarzıyla bizi monotonluktan kurtarmış olsa da,  başka zorlukları beraberinde getirmiş  durumda… Peş Peşe gelen hareket örüntüleri, aynı anda yaşanan dikey ve  yatay ilişki tarzları, çok yönlülük arzusu,  değişen ve artan rol modelleri,  artan zaman baskısı, gerçek olan ile sanal olanın birbirine karıştığı bu yeni grift yaşam tarzı çevreyle, diğer insanlarla hatta zaman zaman kendimizle olan özgül ilişkilerimize büyük bir tehdit oluşturmakta buna paralel olarak  doğrudan eylemlerin içerisinden  alınabilecek haz ve memnuniyet duygusu yaşanmadan, hayat üzerimizden adeta akıp gitmekte…. Kişisel ve çevresel farkındalıktan fazlasıyla yoksun bu yeni yaşam modeli, bir takım ruhsal huzursuzluklara ve nevrotik hatta çoğu zaman psikotik rahatsızlıklara neden olmaktadır…Bireysel tecrübelerden, doğal zaman akışından  ve  çevreden  kopuk ilişkiler,  artık “bir şeylerin ters gittiği” hissini de beraberinde getirmeye başladı, bundan ötürü uzmanlar yeni çalışmalara ve araştırmalara odaklanarak yeni  çözüm arayışlarına girişti… Eski insanların yaşadığı monotonluk hissi  yerini mutsuzluk, kaygı bozuklukları, dikkat eksikliği, depresyon, tükenmişlik sendromu gibi bir çok ruhsal hastalığa bırakmış durumda…

       Bu konu hakkındaki ana fikrime geçmeden önce durumu pekiştirmesi ve özetlemesi açısından Zen öğrencisi ve ustası arasındaki bir sohbeti anlatmak istiyorum:

          Zen öğrencisi: Usta, neden yavaş hareket ediyorsun?

            Zen Ustası      :Yavaş hareket etmiyorum

          Zen öğrencisi: Hızlı da hareket etmiyorsun

                   Zen Ustası      :Evet hızlı da değilim

                 Zen öğrencisi: Hareketlerin neden bu şekilde?

               Zen Ustası      : Ben otururken, sadece oturuyorum, yemek yerken sadece yemek yiyorum,

                 Düşünürken sadece düşünüyorum, yatarken sadece yatıyorum…

                Zen öğrencisi: Usta, bunları biz de yapıyoruz.

           Zen Ustası: Hayır, siz otururken oturmuyorsunuz, düşünüyorsunuz, yatarken hesap yapıyorsunuz, yemek yerken planlar yapıyorsunuz, çay içerken çay içme dışında şeylerle ilgileniyorsunuz.

          Zen keşişinin bilgelik dolu bu bakış açısı, Modern bireyin yaşadığı  bir kısım sorunların hem teşhisi hem de reçetesi gibi…

          Hemen hemen hepimiz bir koşuşturma içerisindeyiz, üstelik bu telaş hali henüz biz küçükken başlıyor…Bebekler birbirleriyle mukayese yoluyla yarıştırılıyor, eğitim hayatı en kısa sürede en fazla doğru kutucuğu doldurma yarışmasının konusu haline indirgeniyor, Üniversite tercihleri, iş  ve kariyer planları adeta yarış arenasının tezahürleri yapılıyor…Bu yarış, koşuşturmaca ve telaş hali günlük hayatı daha stresli, yüksek tempolu, karmaşık ve gürültülü bir hale sokmakta,  adeta insan ruhunu, bedenini, aklını ve çevresini bir kaos yumağı ile sarmakta…Hal böyle olunca gerçekle eylem arasındaki doğal bütünlük, birlik hali zedelenmekte…Tüm bunların doğal sonucu olarak  insan hem çevresine hem de kendi şahsi gerçeklerine uzak ve yabancı durmakta… Bu formuyla modern hayat zorlama eylemler, karmaşık tavırlar,  aceleci ifadeler, yüzeysel bakışlar, dikkat ve farkındalıktan azade profiller yaratmakta fakat insanlar yarattıkları performanslardan yeteri kadar keyif alamamakta…Sürekli bir sonraki hedef, yeni bir amaç arkasından koşturmak “eldeki değerin” yeterince yaşanmasını mümkün kılmaktan uzaklaştırıyor… Sürekli değişen dönüşen ilave roller, rol karmaşasına ve kişilik sorunlarına neden oluyor…Tüm bunlara bir de sanal dünyanın ve dijital teknolojinin dezavantajları eklenince, tuhaf bir yaşam yine en az kendisi kadar  garip  bireyler yaratıyor..Etraf her şeye yetişmeye çalışan, birden fazla kişi olmak için mücadele eden,  söz gelimi  bir güne koca bir ömrü sığdırmaya çalışan ancak içten içe  bölündükçe bölünen insanlarla dolmuş durumda. Artık hayatımız, eskilerin yaşadığı gibi monoton değil fakat eskilerin gerçek ve zengin deneyimlerine de sahip değil…Yeryüzü bakan ama görmeyen,  yatan ama uyuyamayan, konuşan fakat duymayan, duyan ancak anlamayan, bilen ama fark edemeyen,  elleyen ama dokunamayan, sezen ancak hissedemeyen, geçmişiyle savaşan geleceğiyle kavga içerisinde, “şimdi” yi duyamayan, hissedemeyen,  tecrübe edemeyen maalesef yaşayamayan  insanlarla dolup taşmış durumda…

          Bu gün davranışçı ekol olsun, varoluşsal kuramlar olsun hemen hemen tüm psikolojik tedavilerin ve terapötik müdahalelerin  odak noktası an la güçlü, derin ve kaliteli bağlar  kurmayı öğütler…Terapiler yardımıyla geçmişteki sorunlar ve gelecekteki kaygılar “şimdiye” getirilir ve  kişi ile başka zamanlar arasındaki kurgusal problemler  mevcut zamanın hissettirdikleri imkanlar çerçevesinde çözülür,  böylelikle şimdiki zaman ile doğrudan bir yüzleşme sağlanarak  rehabilitasyon ve psikolojik sağlık kazandırılmaya çalışılır…

         Bilinçsiz bir zihin, hissetmeyen bir beden ve duygulanmayan bir ruh ancak  ve ancak an’ın sağladığı imkanlara kör, sağır ve yabancı kalmakla meydana gelir. Böyle bir varlıktan çıkan eylem ise ne sahibine ne da muhatabına yeterince memnuniyet hissi vermez…İnsan Varlıktan yaşama, eylemler aracılığıyla geçer ve nihayetinde öyle ya da böyle  bir varoluşa sahip  olur veyahut ait olur…Çünkü Varlık ve  eylem arasındaki ilişki büyük ölçüde, bilinç ve farkındalıkla ortaya çıkan meditatif bir süreçtir…Bilinç ve farkındalık içinse  mevcut zamanla yoğunlaşmış sıkı bir bağ kurmak gerekir….Böyle bir varlık ve varoluşsal süreç insanı;  birinin bir şeyi olmaktan çıkarır, onu kimlik ve roller karmaşasından kurtarır, sıfatların ve etiketlerin ağırlığı altından alır ve  kişiyi saf haliyle her ne ise, o halini deneyimlemesine imkan tanır… 

      Ve böylece zengin ve dolu dolu eylemlerin yarattığı kaliteli ve gerçek insanlar yaşamı  sıkı sıkı sarar, sonrasında ise yaşam da bu tür eylemleri besler ve sahipleri aracılığıyla onları büyütür….

       Unutmayalım ki, eylem varlık aracılığıyla meydana gelir ancak varlık, sadece eylem aracılığıyla salt varlık olmaktan kurtulur ve bir varoluş değeri kazanır... 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Benlik ve İzlenim Algısı

Kuantum Evreni ve Deterministik yasalar arasında Özgür İrade Problemi

Entropiden Harmoniye; Sanatın Anatomisi