Z Kuşağı ile Kültürden uzak dijital bir Medeniyete doğru


 

       

     Toplumlar da tıpkı tekil canlı organizmalar gibi doğar, büyür, gelişir ve kendilerine ait özgün kimliklerini kuşakları aracılığıyla bir sonraki mirasçılarına devreder. Böylelikle toplumlar “kuşaklar” aracılığıyla antropolojik anlamda evrimleşerek büyür, sosyolojik olarak genişler, niceliksel olarak artar ve maddi kaynakların çoğalmasıyla zenginleşerek varlıklarını sürdürürler… Bu şekilde toplumlar yeryüzünde yarattıkları maddi ve manevi değerlerin gücü ölçüsünde yüksek bir prestije sahip olarak, diğer toplulukların maddi olarak hem önüne geçer hem de o toplulukların dikkatine referans olurlar ve adeta varlıklarını ve gelişimlerini devam ettirmelerine olanak sağlayan “harici bir psikolojik destek” elde ederler…

         Her toplum bu şekilde büyüyerek önce çevresindeki diğer toplulukların önüne geçer ve ardından bu büyümenin sağladığı “iyi hissetme” halinden güç alarak kendini aşmanın; beğenilen, arzu edilen ,takdir ve takdis görmüş yüksek bir uygarlığın yaratıcısı olmanın yoluna doğru hızla ve emin adımlarla ilerler…Bunlarla birlikte Uygarlık yolunda ilerlemeye çalışan toplumlar, kendilerine “kültürün” sağladığı maddi ve manevi unsurları payanda ederek “nesiller” aracılığıyla yükselmelerini tamamlamaya çalışır.
        Bu anlamda;  uygarlık konusunun özünü oluşturan kültür ile onun taşıyıcısı olan “nesil” ilişkisini ele almakta konunun bütünlüğü açısından kaçınılmaz hale geliyor...
     Bir toplumun sosyolojik önemi, büyük ölçüde o toplumun dili, sanatı, etik değerleri, inanç ve tutumları ile birlikte yarattığı manevi ve maddi değerlerin toplamı olan kültür kodlarıyla anlaşılır ve değerlendirilir. Toplumlar bu kültürlenme halini kendisini oluşturan bireylerin ortaya koyduğu  sanat, edebiyat, mimari ve teknolojik ürünlerden elde eder…Böylelikle birey ve toplum arasında sıkı bir ilişki, yakınlaşma, değer üretme ve ortak anlam yaratma konusunda  olağan bir işbirliği ortaya çıkar…Toplum bireye, kendisini yaratabileceği bir alan,  bir imkan,  sosyolojik bir kimlik  ve aidiyet duygusu verirken bunun karşılığında birey de ait olduğu   topluma “özgün, bağımsız ve ferdi bir ruhsal dünyadan doğan yaratıcı bir eseri, bir başka deyişle artı bir değeri topluma kazandırır… Toplum ve birey arasındaki  karşılıklı bu  ilişki  ve münasebet hali bir yandan topluma zenginlik katarken bir yandan da gelişmiş ve güçlü bireyselleşmenin önünü açar ve  toplumu bir bütün, derin ,örgütlü ve  de bireysel zenginliklerle dolu bir “yapı” haline getirir… Ardından bu özgün sosyolojik yapılaşma,  işlevsel hale gelerek bir peformansa bürünür ve politik, ekonomik, teknolojik, bilimsel, endüstriyel sıçramalarla eşsiz bir uygarlık olarak yer yüzünde yerini ve tarih sayfalarında hak ettiği ünü  alır…
            Kısacası kültür  ve Uygarlık ilişkisi anlamında birbirini karşılıklı olarak besleyen, değerlendiren büyüten ve çoğaltan bir düzen vardır.. Uygarlık kültürsüz, kültür ise uygarlık olmadan var olamaz…Ancak 21 Yy da ki  teknolojik ve bilimsel gelişmeler, klasik kültür medeniyet ilişkisinin tanımını zorlayacak, hatta  kısmen değişime uğratacak yeni ve kendine mahsus bir nesli de beraberinde getirdi...Bu yeni nesil için “Z kuşağı”  tanımı yapılıyor…
      2000 ‘li yıllarda dünyaya gelmiş , internet ile gözünü açmış, dijital materyallerle içe içe büyümüş   bu yeni kuşak, eskilere nazaran biraz daha akıllı, zeki, çoğulculuk ve farklılıklarla karşı duyarlı, ılımlı, yer yüzünü bir bütün halinde algılamaya ve deneyimlemeye dönük yüksek potansiyelli fakat bu yeni nesil açıkçası  bana biraz tuhaf ve biraz da yabancı daha soft bir tabirle “alışılmadık” geliyor  çünkü bu yeni ve değişik neslinin konvansiyonel kültürel değerlerle farklı türden bir ilişkisi ya da eski kültür edinme yollarından bağımsız “değer” üretme yolları var. Yeni olan her şeyin güzel ve avantajlı yanının olmasının yanında ürkütücü bir tarafının olması gayet olağan aslında fakat ben bu konuda “kültür aleyhine”  bir ürkütücülük ve karamsarlık taşıyorum. Bu karamsarlığın en önemli nedeni sanırım uygarlık olgusunu kültürden ayrık şekilde düşünemeyişime bağlı, zira ben bu yeni neslin  kültür konusu es geçerek, hatta  onun üzerinden atlayarak uygarlığa direkt olarak  ulaşmaya çabaladığını görüyor ve gözlemliyorum.
            Bu yeni jenerasyonun eski nesile göre nispeten pozitif özellikleri bulunsa da ben,  Z. Kuşağının; dikkat dağınıklığı, anlık tatmin,  sanal hız, yüzeysellik, trend olana ve  dijital dünyaya  bağımlılık, narsistik kişilik ,  asosyal ve apolitik kişilik gibi olumsuz özelliklerinden ötürü  kültür yaratmada, yaratılan kültürün devamının sağlanmasında ve çoğaltılmasında sorun teşkil edeceğini  düşünüyorum. Çünkü kültürün yaratımı, çoğaltılması ve zenginleştirilmesi  büyük ölçüde Z. Kuşağının yukarıda saydığım negatif özellikleriyle çelişik duruyor...
        Her şeyden evvel kültür; özünde yüz yüze ilişkiyi, doğrudan iletişimi, gerçek zamanlı bir tecrübeyi, doğal zaman akışını, dikkatli bakmayı, derin düşünmeyi, gerçek insanlarla hakiki bir paylaşım yapmayı kısacası doğal zaman ve mekana uygun organik bir tecrübeyi ima eder.. Buna  karşılık kültür, moda haline gelerek kaybolanı, yüzeyselliği, kayıtsızlığı, öz’den uzak suretleri, sanal olanı ve ruhsuz olanı reddeder…Kültür olgusunun arkasında her zaman hareket eden eller, yere basan ayaklar, dikkatli ve derin bakışlar, gerçek zamanlı ilişkiler, doğaya ve zamana ait dolaysız canlı bir deneyim bulunur.  Ve Z kuşağı,  maalesef bu kültürel gerçekliğe hem uzak hem de bir o kadar da  yabancı gibi duruyor…Anlaşılan Z. Kuşağı kültürsüz, ya da klasik kültür anlayışından uzak,  konvansiyonel değerlere yabancı, bir bakıma  mantıklı ama bir bakıma ruhsuz dijital bir uygarlığın taşıyıcısı olacak gibi…
         Sonuç olarak; uygarlık bir toplumun ete kemiğe bürünmüş bedenidir, kültür de o formun ruhu, “kuşak” ise kültür ve uygarlığın hem birleştiricisi   hem de taşıyıcısıdır hatta sadece taşıyıcı olmakla da kalmaz, kültür ve uygarlığın adeta görünen zihnidir…          
          Umarım Medeniyet olgusu kültür parçasından  ayrılmaz ve umarım  karamsarlığım sadece Z. kuşağını yetirince tanımıyor oluşumdan kaynaklanıyordur; ve bu makale de,  gelecekte yanılmaya mahkum satırlar taşıyan yüzeysel gözlemlerden ibarettir…

 


Bu blogdaki popüler yayınlar

Benlik ve İzlenim Algısı

Kuantum Evreni ve Deterministik yasalar arasında Özgür İrade Problemi

Entropiden Harmoniye; Sanatın Anatomisi