Epistemolojik bir fırsat olarak yapay zeka, gerçeklik ve hakikat...
Antik Yunandan beri zihnimizle dış dünya arasındaki ilişkinin temellerini arıyor ve bu arayıştan bilginin nihai doğasına ulaşarak gerçekliğin mutlak bilgisini elde etmek ve buradan da hakikate dair derin bir kavrayışa sahip olmak için çabalayıp, duruyoruz….Felsefe diliyle söylemek gerekirse, süje ile obje arasındaki karşılıklı ilişkinin sonuçlarından çıkan epistemolojik malumata dair merak ve hayret bizi 2500 yıldır meşgul ediyor.. Ancak maalesef felsefi anlamda çok az yol kat edebildik çünkü araştırmak için sahip olduğumuz zihin ile araştırma konusu nesne arasında bir mütekabiliyet sorunu, bir ölçme problemi var, bu nedenle gerçeklik aklın kapasitesine tam olarak tekabül ediyor mu bundan henüz tam olarak emin değiliz bu sebeple konu hakkında birkaç metafiziksel engel bulunuyor…Bir kere, nesne ile zihin arasındaki duruma zihin dışından bakma şanımız neredeyse yok, hal böyle olunca nesneyi zihnin gücüne ve imkanlarına paralel olarak tarif etmek ve açıklamak durumunda kalıyoruz, yani nesnenin zihin dışındaki hali ve konumu hakkında metafizik bir yalnızlık içeresindeyiz… Büyük Filozof Aristo ve Imanuel Kant’ın öne sürdüğü kategorik sebeplerden ötürü gerçeklik deneyimimiz ancak duyum yetimizin sınırlarına kadar uzanabiliyor…Zihnimiz etrafımızı saran objeler dünyasına dair algılama ve deneyim işine giriştiğinde uzay, zaman, nicelik, nitelik, bağıntı ve modalite kategorilerini kendi algısal şemasının yasalarına ve organizasyonuna göre düzenleyip bir form veriyor ve verili bu formasyondan gerçeklik bilgisi elde ederek zihne uygun anlam üretiyor ve ardından bu işlevsel süreç sonunda bir hakikat bilgisi talep ediyor….İşin ilginç yanı zihin nesne konusu haline getirildiğinde aynı problem zihnimizin de sorunu haline geliyor çünkü nesneyi tam olarak tartamayan bir ölçü aynı zamanda zihnin sınırlarını ve formunu da bilemememize neden oluyor…Kısacası bu ontolojik mahkumiyet nedeniyle zihnimiz saltık anlamda ne nesnelerin nihai doğasına ne de kendi içeriği hakkında tam bir bilgiye sahip değil…Bunun sonucu olarak zihin sahibi canlılar olarak ancak ve ancak fenomenolojik düzeyde, kısmen ve nispi şekilde bilgiye erişmek zorunda kalıyoruz…
Pre-modern zamanlardan kalan bu entelektüel mahkumiyetten kurtulma şansımız ya da kendimize ve gerçekliğe dair sınırlı kavrayışımızı arttırmak, ve de bilgi alanımızı genişletmek için kullanabileceğimiz bir fırsat olarak yapay zeka son zamanlarda dünya gündemine girmiş durumda… Yapay zeka, tıpkı doğal insan zekası gibi ham bilgiyi işleyerek değerlendiriyor, ilişkilendiriyor, yorumluyor ve çok hızlı bir şekilde tahminlerde/öngörülerde bulunuyor. Bu yeni teknolojinin zeka anlamında insandan çok hızlı ve nitelikli , aynı zamanda insanın algı eşiğinin ötesinde kalan elektromanyetik spektrumun kızılötesi ve morötesi ışıklarına dair verileri nicelik ve nitelik bakımından insan aklının hizmetine sokma potansiyeli taşıdığı çok açık. Yapay Zekanın, yukarıda belirttiğim ontolojik kısıtlılığımızı azaltma ve aklın kapasitesinden kaynaklanan “ölçme problemini “ gidermeye ve zihnimizden bağımsız olarak var olan realiteyi zihnimize tercüman etme ihtimalini taşıdığı kuvvetle muhtemel… Bu anlamda 2500 yıllık felsefi problemleri başka bir seviyeye taşıma bakımından yapay zekanın uygarlık tarihinde çok ayrı ve özel bir yeri var. Ancak yine de insan zihninin ödevi ve sorumluğu yapay zekanın gelişiyle bitmiyor çünkü zihin-nesne ilişkisinin sonucuna sahip olmak, yeni bir paradigma geliştirmek konuyu insan varoluşu için kapatmaya yetmiyor. Çünkü işin içinde kanılardan, değerlerden ve anlam ihtiyaçlarından mütevellit bir hakikat sorunu var… Ruhsuz, tamamen teknolojik ve teknik bir varlığın hakikat karşısında veri transferi yapma, enformasyon aktarma dışında yapabileceği pek bir şey yok…Kısacası felsefi anlamda yapay zekanın önemi bizler için ancak 'bir fırsat' değeri taşımakla kalıyor …
Hakikat pratiği, ancak ve ancak içkin bir farkındalık yetisinden gelen, ruhsal ihtiyaçlara ve merak yetisine sahip, isteme arzusuna ve ihtiyacına talip; hem bilmek, hem anlamak hem de yaşayarak varoluşunu gerçekleştirebilecek türden donanımlara sahip canlı bir organizasyonunun işi… Yani insan varoluşunu dışarıda bırakan bir hakikat, sadece hakikatsiz bir insana benzer; bu ne tersiyle mümkün ne de tersinin zıddı ile…