Meslek seçimi ve Kariyer hakkında


    

 Hiç düşündünüz mü?  Ünlü futbolcu Pele bir futbolcu değil de, bir garson olsaydı?, ya efsane ses Freddy Mercury,  bir tezgahtar olsaydı? Ya da Einstein fizik yerine balıkçılık işiyle uğraşsaydı… Veyahut  ünlü ressam Leonardo Da Vinci, bir bankacı olsaydı? Kim Pisagoru bir asker, Aristo’yu bir kılıç ustası olarak hayal etmek ister?

 Bana kalırsa, hiç işitilmemiş olmak istenen sorular listesinde bu sorular ilk sıralarda yer alırdı…Tüm bu efsane isimler, öyle ya da böyle yaptıkları işlerin dışında, başka işlerle bir şekilde meşgul olmak zorunda kalsalardı,  bu mecburiyet İnsanlık için ne büyük bir israf, ne büyük bir hata olurdu…

Bu yazımda Meslek seçimini kendime konu aldım. Hepimiz verili bir dünyada önümüze sunulan seçenekler arasında kendimizce en uygun olduğunu düşündüğümüz bir tercihi yaparak kararlar alıyoruz. Bu karar alma süreci meslek seçimi konusunda da geçerli… İçinde bulunduğumuz koşulların, yer ve zamanın, an’ın bağlamı, politik, sosyal ve ekonomik  ilişkilerin imkanları ile bir eğitim sürecinden geçiyor, henüz çok küçük yaşlarda iken ileride sahip olacağımız meslek ve kariyer hayatının basamaklarını tek tek çıkıyoruz. Özellikle ekonomik kaygılar ve sosyal çevrenin etkisi kimliğimizde olduğu gibi,  meslek seçiminde de bize rehberlik ediyor. İnsanın yaşamı büyük ölçüde önüne çıkan bu rehberin insafına kalıyor… Bir çok konuda olduğu gibi, meslek seçiminde de, maalesef şansını yaşıyor insan…

                Mevcut meslek edinme süreçlerinin insanı yeteneklerinden, özelliklerinden ve doğasından ayrı olarak düşünen, onu bir üretim çarkının küçük bir dişlisi gibi gören, bulunduğu yeri “doğal “ kabul eden zihniyet ve bakış açısıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Yani bu kapitalist anlayışa göre,  o nedenle ya da bu nedenle herkes bulunduğu yeri hak eden, bulunduğu pozisyonu ima eden tercihler  yapmış sayılıyor…

Bu durumun yanlışlığını fark eden az sayıdaki gelişmiş ülkeler, insan kaynakları metotları ve eğitim sistemiyle bu sorunu aşmaya, kişisel yetenek ile  yapılan iş/Meslek arasındaki uyumu güçlendirmeye, bunun neticesinde de, gerek toplumsal gerek ekonomik ve gerekse bireysel manada maksimum verimliliği/rantability elde etmeye çalışıyor. Fakat  maalesef küresel düzeyde bu durum bir istisna gibi kalıyor… Çünkü az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin  programları  kapitalist bakışla ve geleneksel yaklaşımla “esas” olan şeklinde kendini sürdürüyor… Her zamanki gibi esas olan  ile istisna olan arasındaki rekabet esas olanın lehine sonuçlanıyor…

Peki Meslek konusu neden bu kadar önemli? Gelişmiş olan ülkelerin fark ettiği ancak diğer ülkelerin henüz anlayamadığı ayrıntı nedir?

Bu sorunun  bireysel ve de  toplumsal cevapları olduğunu düşünüyor, meseleyi  önce birey ekseninden ele almak ve ardından da kapsamlı  bir bakış açısı sunmak istiyorum.

Bireysel olarak Mesleğin Önemi:

İnsanlar olarak günümüzün ve yaşamımızın büyük kısımlarında  değişik sıfatlar kimlikler ve roller üzerinden hayat sahnesinde yer alıyoruz. Çoğunlukla birinin evladı, birinin kardeşi, birinin eşi, birinin babası ya da birinin arkadaşı olarak rol kalıplarıyla birlikte yaşam sürdürüyoruz. Sürekli olarak bir kimlikten ötekine, bir rolden bir başkasına geçip duruyoruz. Hayat sahnesi bu haliyle tek kişilik dev bir maskeli baloya dönüyor bizler için…Fakat özümüzde bir kimlik var ki, bu öz kimlik bizi birinin bir şeyi, bir maskenin taşıyıcısı, bir rolün oyuncusu yapmaktan çıkarır, ismimizin önündeki tüm sıfatları ve rolleri bir kenara koyarak bizi cevherimizle bütünleştirir…Bu cevherle yapılan şeylerin büyük ölçüde amacı kendine dönüktür ve anlamını performansta bulur.  Bu seviyedeki bir varoluş temelinde yapılan şeyle, yapan kişi arasındaki mesafe kapanır, iş’le öz adeta bütünleşerek bir pratikte görünüm kazanır. Yapan ile yapılan şey arasındaki farkın kapandığı, felsefi tabirle özne ile nesne arasındaki ayrıklığın ortadan kalktığı bu tezahür hali manasını hem kişi de hem de ortaya konulan nesnenin kendisinde görünür kılar… Bu tecrübe hali, genellikle hobiler icra edilirken görülür. Hobi sahibi kimsenin eşsiz ve biricik deneyiminde , dolaysız bir ilişki vardır,  bu ilişkinin göründüğü yerde öznenin gayesi nesne, nesnenin de gayesi artık öznedir… Kişinin tabiatıyla, yetenek ve özellikleriyle icra ettiği bu iş, bir yerde  artık iş olmaktan çıkıp adeta bir  sanatsal faaliyete döner…Bu faaliyet ile yapılan işler, kişiyi anlam ile beslerken ortaya çıkan iş hayranlık uyandırarak başka “anlam arayışlarına” ilham ve motivasyon sağlar…

Konuyu meslek seçimine getirecek olursak; insanların doğuştan sahip oldukları yetenek ve özellikler doğru bir meslek üzerinden uygun kişilerce yapıldığında insanlar işlerini şahsi hobilerini icra eder gibi  ortaya serer, bu sayede, kişisel memnuniyet duygusu  ve  motivasyon ihtiyacı kendi kendini üreterek, psikolojik haz ve memnuniyet ihtiyacı  fazlasıyla  giderilmiş olur…Kişi yaptığı işten maddi imkanlar elde ekerken manevi ve ruhsal olarak fazlasıyla yüksek bir çıkar elde etmiş olur..Bu nedenlerle iş ve meslek seçimi bireysel düzlemde büyük anlam ve değere sahiptir…

Toplumsal olarak Mesleğin Önemi:

Doğru iş ve  Meslek uygun kişisel yeteneklerle buluştuğunda, verimlilik azami seviyede artar. Yapılan işlerin kalitesi ve çapı yüksek olacağından toplumsal katma değer sürekli artacaktır. Böylelikle toplum içerisinde işiyle barışık ve doğal olarak kendisiyle uyum ve huzur içerisinde, bütünleşik profiller ortaya çıkacaktır. Bu şekilde yaratılan bir istihdam formatı netice itibariyle bireyi, toplumu ve devlet imkanlarını güçlü kılacaktır. Bu tür bir meslek anlayışı, kendisiyle dolup taşan bir toplum halini ortaya koyarak kültürel ve medeniyet anlamında büyük bir sıçramaya kapı açacaktır…Bu anlamda doğru meslek seçimi sadece birey için değil aynı zamanda toplum ve devlet otoriteleri için de elzemdir.

Sonuç olarak;

Meslek ve kariyer seçimi sadece bireysel bir olgu değil toplumsal, kültürel, pedagojik, ekonomik ve politik bir meseledir. Bu nedenle; meslek ve kariyer imkanları bilinçli çalışmaların ana programları haline getirilmeli,  meslek ve kariyer seçimleri rast gele işleyen süreçlere teslim edilmemeli,  eğitim sisteminin yardımıyla bireyin doğuştan taşıdığı yetenek ve özellikler sıkıca ve ısrarla takip edilmeli, bunun sonucunda doğru meslek ve uygun kişiyi bir araya getirecek politik tedbirler alınmalı. Sadece marjinal ve ayrıcalıklı bir kesimin ihtiyaç ve beklentilerini karşılamaya yarayan mevcut istihdam şeklinin yeterince tenkidi yapılmalı…

Kısacası insanlara yaptığı işler sevdirilmemeli bunun yerine insanlara sevdikleri işleri yapabilmelerinin kapıları açılmalı… Aksi halde bu anlayışı yadsıyan toplumlar ve politik düzenler, yetenekli Mühendislere berberlik, yetenekli sporculara garsonluk, kabiliyetli sanatçılara tezgahtarlık yaptırmak zorunda kalabilirler…

Bu blogdaki popüler yayınlar

Benlik ve İzlenim Algısı

Kuantum Evreni ve Deterministik yasalar arasında Özgür İrade Problemi

Entropiden Harmoniye; Sanatın Anatomisi